Kiraz ve Biber

Bir tadım, bin hikaye: insan, yemek ve kültürel mirasın buluşması

Bin Hikaye |  Toplum & İnsan

Yazan Güven Ersen | Aralık 2025

Tilkinin Düşü

​Bir yılı daha geride bırakıyoruz. Takvimden düşen her yaprak;  sadece zamanın geçtiğini değil, yeni bir yaşın ve yeni bir bakış açısının eşiğine geldiğimizi de haber veriyor. Her yeni yıl; kendimize dışarıdan bakmak için bir durak, hayatın karmaşasında kısalan gölgemizi fark etmek için bir fırsat sunuyor. Çünkü hayat ilerledikçe gölge kısalır, insan nihayet kendine yaklaşır.

​Halil Cibran’ın o derin bilgeliğiyle anlattığı bir öykü vardır: Bir sabah vakti tilki, güneş doğarken uzayan gölgesine bakıp “Bugün öğle yemeğinde bir deve yiyeceğim,” demiş. Tüm sabahını büyük bir iştahla deve arayarak geçirmiş. Ancak öğle vakti gelip gölgesine tekrar baktığında, o heybetli karaltının yerini küçük bir izin aldığını görünce kendi kendine mırıldanmış: “Bir fare de işimi görür.”

​Bu kısa anlatı, bir masaldan çok daha fazlasını fısıldar; insanın hayatla kurduğu o inişli çıkışlı ilişkinin en dürüst özetidir aslında. Gençlik, bir yönüyle kendi gölgene inanma halidir. Güneş henüz ufukta, ihtimaller ise sonsuzdur. Işığın o alçak açısı gölgeyi devleştirirken, insan da kendini o gölgenin büyüklüğüyle tarif eder. Yapabilecekleri, hak ettikleri ve değiştirebilecekleri sınırsız görünür. Sadece son model bir araba, görkemli bir ev, konforlu ve pahalı bir yaşam hayaliyle sınırlı kalmaz bu iştah; dünyayı kurtarma arzusu, büyük ütopyalar ve devrimsel beklentiler zihnin koridorlarında yankılanır. Henüz kendi gerçek boyuyla tanışmamış olan insan, gölgesinin kapsadığı her yeri fethedeceğine inanır.

​Ancak yıllar geçip güneş yükseldiğinde, hayat tam tepemize gelir. O an fark ederiz ki aslında değişen biz değiliz; sadece ışığın geliş açısıdır. O meşhur “Ayağımı yerden kesecek bir araba yeter,” cümlesi veya “Başımı sokacak bir ev kime yetmez?” teslimiyeti bir yenilgi değil, bir uyanıştır. Dünyayı kurtarma hayallerinin yerini bir saksıdaki çiçeği yaşatma veya bir insanın gönlüne dokunma gayreti aldığında, hayat isteklerden çok dileklerle anılmaya başlanır. Her şeyin başı sağlık olur; biraz huzur, biraz dinginlik birçok şeyin önüne geçer.

​Öğle vakti geldiğinde gölgenin küçülmesi insanın eksilmesi değil, bilakis hakikatle olan mesafesinin kapanmasıdır. İnsan ne istediğinden ziyade neden istediğini düşünmeye başlar. Çünkü bazı arzular gerçekleşmediği için değil, yanlış bir aynadan kendimize baktığımız için bizi yorar. Tilkinin kendi gölgesindeki heybetten cesaret alıp deve peşine düşmesi gibi, biz de çoğu zaman zihnimizin ürettiği o devasa imgelerin peşinde yoruluruz. Oysa “Fare de olur,” diyebilmek hayattan vazgeçmek ya da iddialarını kaybetmek değildir; hayatı tam da durduğu yerden, en sahici haliyle kucaklayabilmektir.

​Belki de yeni bir yaş almak, insanın küçülmesi değil, kendini abartmaktan vazgeçmesidir. Kendi gölgesine bakıp kendini bir dev sanmanın o ağır yorgunluğunu üzerinden atmasıdır. Tilki büyük laflar etmez ama çok önemli bir gerçeği hatırlatır: Hayat, sabahları bizi ihtimallerle sarhoş ederken öğleye doğru kendi gerçek boyumuzla baş başa bırakır. İşte olgunluk; bu karşılaşmadan kaçmamak, o aynada gördüğümüz yalın hali sevebilmektir. Belki de asıl mesele deve aramaktan vazgeçmek değil, en başından beri neden bir deveye ihtiyaç duyduğumuzu fark edebilmektir. Gölge ne kadar kısalırsa insan kendine o kadar yaklaşır; çünkü gerçek büyüklük gölgenin ulaştığı yerlerde değil, o gölgeyi yere düşüren varlığımızın tam kalbindedir.

Wir benötigen Ihre Zustimmung zum Laden der Übersetzungen

Wir nutzen einen Drittanbieter-Service, um den Inhalt der Website zu übersetzen, der möglicherweise Daten über Ihre Aktivitäten sammelt. Bitte überprüfen Sie die Details in der Datenschutzerklärung und akzeptieren Sie den Dienst, um die Übersetzungen zu sehen.