Kiraz ve Biber

Bir tadım, bin hikaye: insan, yemek ve kültürel mirasın buluşması

Bin Hikaye |  Toplum & İnsan

Yazan Çiğdem Şen, Kasım 2025

Köklerim: İki kıyı arasında

 

Bir ömür iki ülke arasında. Belki de hiçbir yere bağlanmadan, insan en sonunda kendine ait olmayı öğreniyor.

 

Taşınmak, yalnızca bir adres değişikliği gibi görünse de; insanın kendi hayat ritmini yeniden kurması için bir fırsattır.


Benim için bu, metropolün yorucu hızından uzaklaşıp küçük bir şehrin dinginliğine adım atmaktı. Yıllarca İstanbul’un asi ritminde yaşadım:
bir yanda büyüleyici bir kaos, bir yanda yutucu bir tempo. Ve sokaklarında yürürken hep bir yerlere yetişmem gerekiyordu;
ama aslında en çok kendime yetişemiyordum.

 

Şehir yalnızca binalardan ibaret değil; aynı zamanda insanın iç ritmini belirleyen görünmez bir ekosistemdir. Metropol insana sürekli “olmak zorundasın” der; küçük şehir ise fısıldar: “olduğun gibi iyisin, rahat ol.”
Belki de köksüzlük, bu iki ses arasındaki çatışmanın adıdır.

 

Zygmunt Bauman bir yerde şöyle der:

 

“Göçmen yer değiştirmez; yeryüzündeki yerini yitirir.”

 

Bu cümle beni her okuduğumda düşündürür. Çünkü göç, sadece bir mekân değişikliği değil, insanın dünyadaki yerini kaybetmesidir.
Göçmen, eski vatanında artık misafirdir; ama gittiği yerde de tam anlamıyla ev sahibi olamaz. Arada kalmışlık, sadece coğrafi değil, aynı zamanda varoluşsal bir hâle dönüşür.

 

Bauman’a göre çağımız “akışkan modernite” çağıdır. Her şey hareket hâlinde: kimlikler, ilişkiler, yerler. Kökler sökülüyor ancak yeniden tutunacak toprak da kolay bulunamıyor. Ve belki de bu yüzden, modern insan hep “yerini yitirmiş” gibi hissediyor. Oysa bu 'yitirilmişlik' duygusu, bize yeni bir sorumluluk da yüklüyor: Her yerde bir misafir inceliğiyle hassas, ama her yerde ev sahibi titizliğiyle duyarlı olmak. Ama ben artık bu akışkanlıkla savaşmıyorum. Belki de mesele, sabit bir yere kök salmak değil; kendi akışına kök salmak. Yani, insanın nerede olursa olsun kendini taşıyabilmesi. Bir anlamda, “yerini yitirmek”, bazen “kendini bulmanın” da başlangıcıdır.

 

Şimdi yine denizin kıyısındayım, ama bu deniz sesi başka. Burada dalgalar koşmuyor, yürüyor, zaman ağır çekimde akıyor, günler genişliyor ve fark ediliyor: Artık zamana karşı değil, zamanla birlikte hareket ediyorsun.

 

Bu dinginlikte zamanla birlikte detaylar da değişiyor. Rüzgâr artık sadece esen bir hava değil; sanki adını biliyor insanın. Dalgalar sabahları aynı taşlara vuruyor ama her seferinde başka bir hikâye anlatıyor. Bitkiler, ağaçlar, sokak kedileri, yaşlı birinin yavaş adımları, daha doğal, daha insani. Hepsi kişisel bir anlam kazanıyor. Sanki dünya burada insanın göz hizasına inmiş gibi.

 

Büyük şehirde hayatı uzaktan izlerdim; buradaysa, hayatın kendisi gözümün içine bakıyor. Bir ses, bir koku, bir renk, her biri bana bir şey söylüyor. Belki de küçük şehir, insanın duygularını büyüten bir mercek.
Aynı manzaraya bakıyorum ama artık daha fazla şey görüyorum.

 

Küçük şehir bana unuttuğum şeyleri hatırlattı: küçüklüğümü hatırladım, insanın yüzüne bakmak, bir selam vermek, bir kapıyı ardına kadar açık bırakmak. Burada insanlar birbirine gerçekten bakıyor, birbirini fark ediyor. Yardımlaşmak bir erdem değil, bir refleks.
Metropolün yabancı kalabalığında unutulmuş bu sıcaklık, burada yeniden doğuyor. Modern hayat bize hareket etmeyi öğretti ama durmayı unutturdu. Oysa bazen durmak da bir eylemdir, hem de en cesuru. Durduğunda, seslerin altındaki sessizliği duyarsın ve o sessizlikte, kendini.

 

Belki de kök salmak, bir yere değil, bir kalbe tutunmaktır. Bazen bir şehir, sevdiğin bir insanın sesiyle anlam kazanır; bazen bir sokak, birlikte yürüdüğün adımlarla.

 

Şunu öğrendim:
Bir yere değil, bir duygunun yankısına bağlıyız. Sevdiğimiz insanlarla paylaştığımız anlar, bizi dünyaya bağlayan görünmez ipliklerdir.
Her dostluk, her sıcak bakış, yeryüzüne atılmış küçük bir kök gibidir.

İnsan orada kök salar, sevildiği ve sevebildiği yerde. Ve belki de en büyük teşekkür, o yerleri, o insanları kalbinde taşımaktır.

 

Artık biliyorum:
Ev, bir adres değil.
Ev, seni anlayan bir çift göz, seni unutmayan bir ses, ve birlikte susabildiğin bir sessizliktir.

 

Wir benötigen Ihre Zustimmung zum Laden der Übersetzungen

Wir nutzen einen Drittanbieter-Service, um den Inhalt der Website zu übersetzen, der möglicherweise Daten über Ihre Aktivitäten sammelt. Bitte überprüfen Sie die Details in der Datenschutzerklärung und akzeptieren Sie den Dienst, um die Übersetzungen zu sehen.