Kiraz ve Biber

Bir tadım, bin hikaye: insan, yemek ve kültürel mirasın buluşması

Bin Hikaye |  Toplum & İnsan

Gölgeleri Küçültmek

Yazan Güven Ersen | Kasım 2025

Korku dediğimiz, sadece bir veya birkaç türden ibaret değil. Modern yaşamda binlerce farklı şekil alabilmektedir. Bazen uykuya dalmadan önce okuduğumuz deprem tahmin haberleri, bazen kapıya dayanan ekonomik kriz fırtınasının faturanızı nasıl ödeteceği endişesi, bazen de yeni bir salgın hastalık dalgasının veya kuraklık tehdidinin yarattığı o kolektif ürperti olarak karşımıza çıkıyor.

Hepimiz biliyoruz ki korku, insana dair en eski ve en temel duygu; ancak bugün, doğrudan fiziksel bir tehditle mücadele etmiyoruz. Artık biz bilinmezlikten, bilgiye olan güvensizlikten ve hızla büyüyen gölgelerden korkar olduk.

Karanlık bir odada durduğunuzu hayal edin. Odanın köşesindeki bir eşya, duvara vuran ışık zayıf olduğu için dev, ürkütücü bir gölgeye dönüşüyor. O eşya hâlâ aynı eşyadır; peki ya gölgesi?

İşte günümüz insanının korkuları da tam olarak buna benziyor. Nesneler yerli yerinde, ama bizler zayıf bir ışık altında yaşıyoruz.

 

Erich Fromm’un o derin tespitiyle başlayalım: Birey özgürleştikçe, omuzlarına yeni bir yük biner. Bu yükün adı belirsizliktir. Bizi asıl tedirgin eden, artık bilgisizlik değil, elde ettiğimiz bilgiye olan güvensizliktir. Bilgiye sahibiz, ama hangisi gerçek? İşte kişisel huzurumuzun anahtarı bu sorunun içinde saklı.

Küçükken bizleri canavarlar, öcüler korkuturdu. Büyüdükçe bu korku karanlığı biçim değiştirdi. Artık bizi “ekonomik kriz geliyor,” “yarın ne olacağı belli değil” gibi soyut ve kocaman gölgeler ürkütüyor. Korkularımız bilgi boşluklarından ve o boşlukları hızla dolduran çok sesli gürültülerden besleniyor. Belki her yerde vardı ama bu coğrafyanın çocukları, ebeveynlerinin “tedbirli ol” yönündeki telkinleriyle büyüdü: “Kurcalama, rahatını bozma,” “büyük tabloya bakmadan hareket etme,” “dikkatli olmazsan, seni zor zamanlar bekler.”

Sonuçta, bilgi ile sezgi arasına sıkışmış ve tedirginlik üretme konusunda uzmanlaşmış bireyler hâline geldik.

 

Peki tarih bize ne anlatıyor?

Tarihe baktığımızda, bilgiye erişimin kısıtlandığı her çağda insan ruhunun ne kadar kırılganlaştığını görüyoruz. Cadı avları, matbaanın gecikmesi, Soğuk Savaş paranoyası. Bunlar sadece dışarıdan gelen tehditler değildi; insanın bilinmeyeni açıklama yeteneğine olan inancının sarsılmasıydı.

Tarihin bize anlattığı en çarpıcı sahnelerden biri de, 1504’te Jamaika kıyılarında yaşandı.

Kristof Kolomb’un gemileri tamir için adaya sığındığında, yerliler onlara yiyecek ve içecek sağlamıştı. Ancak zaman geçtikçe Kolomb’un tayfası yerlilerin erzaklarını yağmalamaya başladı. Yardım kesildiğinde Kolomb çaresiz kalmıştı… ta ki o eski astronomi takviminde ertesi gün bir ay tutulması olduğunu fark edene kadar.

Hemen yerli şefine gitti: “Tanrı, yardımın kesilmesine çok kızdı. Öfkesini yarın gece Ay’ı kan kırmızısına boyayarak gösterecek.”

Ertesi akşam tutulma başladı. Ay kızıla döndükçe yerliler feryatlarla Kolomb’a koştular; yiyecekler, içecekler getirdiler, affedilmeleri için yalvardılar. Kolomb kum saatine baktı, tutulma bitmek üzereydi: “Tanrı sizi affetti. Ay birazdan eski hâline dönecek.”

Ay yeniden parlamaya başladığında yerliler rahatladı. Kolomb ise seyir defterine tek bir cümle yazdı: “Cehalet her zaman köleliği getirir.”

Bu hikâye, korkunun nasıl üretildiğini, bilginin nasıl manipüle edilebildiğini ve bilinmezliğin insanın en zayıf noktası olduğunu bize asırlardır anlatıyor. Unutmayalım: Bilgi ne kadar zayıflarsa, korku o kadar hükmeder.

 

Günümüzün sorunu bilgiye ulaşamamak değil elbette; tam tersine, bilgi bolluğunun kalın bir sis perdesine dönüşmüş olmasıdır. Doğrulanmamış haberler, abartılı manşetler. Her biri hızla boşlukları dolduruyor. Geleceği tahmin etmeye çalıştıkça, tahminlerin kendisi yeni bir endişe kaynağına dönüşüyor. Belirsizliği artık bilgiyle değil, sadece tahminlerle yönetmeye çalışıyoruz.

Fromm’un dediği gibi, özgür birey kendi yolunu çizerken sağlam bir zemine ihtiyaç duyar. İşte bu zemin, güvenilir bilgiden ibarettir. Bilgi sarsıldığında, yalnız ne düşüneceğimizi değil, kimin sözüne güveneceğimizi de bilemez hâle geliriz. İşte o an, görünmez güçlerin etkisine en açık olduğumuz andır.

Gölgeyi dağıtacak olan ışık, artık tek bir gücün elinde değil; çeşitliliğin, karşılaştırmanın, çapraz doğrulamanın içinde.

Korkuyu küçülten, o dev gölgenin hacmini azaltan üç temel adım var:

Tek bir “hakikate” teslim olmak yerine, bilgi akışına karşı bilinçli bir eleştirel duruş geliştirmek.

Bilginin kaynağını, amacını ve direncini sorgulamak.

Sansasyonu, doğrulanmış veriden ayırabilecek zihinsel filtreyi güçlendirmek.

Sonuç olarak diyebiliriz ki:

Korku, gölgenin şekil değiştirmesidir. Dünya belirsiz oldukça korku da var olacaktır ve bu kaçınılmaz bir gerçektir. Ancak bilgiye olan çok yönlü yaklaşım korkunun beslendiği o geniş karanlığı daraltır.

Gün gelir fark ederiz ki: Kendi ışığımızı yaktığımız anda, gölge kaybolmasa bile küçülür.

Işığı yakmak ise cesur bir karardır. Artık asıl mesele, o tarihi ikilemdeki gibi netleşir: 'To light or not to light,' yani 'ışığı yakmak ya da yakmamak.' Çünkü bu karar, korkularımıza rağmen kendimiz olma cesaretidir.

Wir benötigen Ihre Zustimmung zum Laden der Übersetzungen

Wir nutzen einen Drittanbieter-Service, um den Inhalt der Website zu übersetzen, der möglicherweise Daten über Ihre Aktivitäten sammelt. Bitte überprüfen Sie die Details in der Datenschutzerklärung und akzeptieren Sie den Dienst, um die Übersetzungen zu sehen.