Bin Hikaye | Toplum & İnsan
Bir Çocuğu Ne Ölçer?
Yazan Güven Ersen | Haziran 2026
Haziran kapıya dayandı. Evlerin içinde görünmeyen, sessiz bir değişim var. Konuşmalar daha kısa, sessizlikler daha uzun ve herkes aynı tarihin etrafında kenetlenmiş: Sınav günü. O sınavın adı LGS ya da bir başkası olabilir ama yaşananlar hiçbir zaman yalnızca bir sınavdan ibaret değil. Odalarda, çocukluğun kıyısı ile gençliğin eşiği arasında sıkışmış çocuklar var; önlerinde test kitapları, arkalarında ise adı konmamış ağır bir beklenti. Kapıların ardında anne babalar. Kimisi konuşarak, kimisi susarak içinden aynı soruyu büyütüyor: “Ne olacak?”
Çünkü biliriz ki, sınava yalnız çocuklar girmez; anne de girer o salona, baba da. Ama onlar farklı bir zeminden, gelecek kaygısıyla adımlarlar içeri. Eğitim, bu toplumda uzun zamandır yalnızca öğrenmenin değil; güvende kalmanın, sınıf atlamanın ve hayatta tutunabilmenin yegane aracına dönüştü. Dolayısıyla sınavlar, bireysel bir ölçme formu olmaktan çıkıp toplumsal bir varoluş savaşı haline geliyor.
Bu noktada ailelerin yarattığı baskının kaynağı kötü niyet değil, aksine koruma içgüdüsüdür. Ancak gelişim psikolojisi bize ısrarla şunu hatırlatır: Çocuk, en çok “Değerli miyim?” sorusunun cevabını arar. Bu cevap akademik başarıya endekslendiğinde, çocukta tehlikeli bir koşullu benlik algısı gelişir: “Başarılıysam varım, başarısızsam eksik.” Kırılma tam olarak burada başlar. Çocuk yalnızca bilgiyle değil, duygusal güvenle büyür. Güvenli bağlanma hissi zayıfsa, öğrenme gerçekleşse bile kendine inanç kök salamaz.
Bu süreçte çocukların iç sesi ikiye ayrılır. Bazıları kendini sürekli kamçılayan o acımasız sesle yaşar: “Daha fazlasını yapmalısın.” Bazıları ise daha derin bir sessizliğe gömülüp sorar: “Ben sadece kendim olarak yeterli değil miyim?”
Zamanın değişmez kuralıdır: Evlerin içinde dolaşan kaygı, beklenti ve iyi niyetli baskı cümleleri gün gelip dağılacak. Bir çocuk sınavdan kaç puan alırsa alsın, yıllar sonra bu dönemi kaç net çıkardığıyla değil, kendisine nasıl hissettirildiğiyle hatırlayacak. Anne babalara düşen en zor ama en hayati görev, çocuğu sonuçlar üzerinden değil, varoluşu üzerinden görebilmektir. Çünkü yıllar sonra sınav unutulur; ama o dar zamanlarda kendisine yönelen bakışların rengi unutulmaz.
Bugün, o test kitaplarıyla dolup taşan çocuk odasının kapısını, üzerinizdeki tüm sınav kaygısını dışarıda bırakarak sakince çalın. İçeri girdiğinizde elinizdeki netleri değil, sadece çocuğunuzu görün.
Kendisine, hiçbir puan tablosunun onun varlığından daha geniş olamayacağını hissettirin.
Çünkü insan, ölçüldüğü yerden değil; anlaşılabildiği yerden büyür.

